Özellikle son 6-7 yıldır yoğun bir şekilde duyduğumuz sözcükler arasına girdi bu ifadeler: Karbon ayak izi, yeşil bakış, ekosistem, sürdürülebilirlik…
Bir zamanlar şirketlerin ay sonu, dönem sonu veya yıl sonu faaliyet raporlarının sayfalarını birkaç ağaç dikme fotoğrafı süsler ve sosyal sorumluluk cümleleri olurdu. Kimse çok ciddiye almazdı. Sürdürülebilirlik, o dönemler için şık görünmek amacıyla tercih edilen yollardan biriydi. Aslında geçmiş döneme baktığımızda pek de samimi bir yaklaşım değildi. Bugün ise durum tamamen değişti; artık bambaşka bir yapıya evrildi. Sürdürülebilirlik; oyunda yer almak, rakiplerden bir-iki adım öne çıkmak adına sürülen kozlardan biri haline geldi.
Türk ticaretinde sürdürülebilirlik gerçekten bir dönüşüm mü, yoksa sadece şık duran bir etiket mi? Aslında sorulması gereken soru şu: Sürdürülebilirlik, yapmış olmak için yapılan bir iş mi? Yaklaşımlar ve metotlar ne kadar amacına uygun ve ne kadar samimi?
Öncelikle sürdürülebilirlikten ne anlamalıyız? Sürdürülebilirlik bir moda sözcüğü olmamalıdır. Genel olarak değerlendirdiğimizde; toplumumuzun mevcut ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden dengelemekle ilgilidir. Amaç; uzun vadeli ekolojik dengeyi ve insan refahını sağlamaktır. Sürdürülebilirlik; bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin yaşam hakkını riske atmamak demek. Sürdürülebilirlik sadece bir çevre meselesi değildir.
Sürdürülebilirlik üç ana başlıkla değerlendirilmelidir:
Çevresel, Sosyal ve Ekonomik.
- Çevresel Sürdürülebilirlik: Doğal kaynakları korumak, iklim risklerini azaltmak.
- Sosyal Sürdürülebilirlik: Eşitlik, insan hakları ve toplumsal refahı sağlamak.
- Ekonomik Sürdürülebilirlik: Uzun vadeli, dengeli ve sorumlu büyüme stratejisi uygulamak.
Meseleye bu üç ana başlıkla baktığımızda hedefin sistemi sürdürülebilir kılmak olduğunu görürüz. Sistemi sürdürülebilir kılarsak hayatta kalırız; iklim değişikliğinin etkilerini azaltırız, kaynak tükenmesini yavaşlatırız, ekosistemi korumuş oluruz, yaşam kalitesini ve toplumsal eşitliği artırırız.
Şirketler açısından baktığımızda ise operasyonel maliyetleri düşürürüz, kaynak verimliliğini artırırız, olası ekonomik şoklara karşı dirençli oluruz, marka değerini güçlendiririz, nitelikli iş gücü sağlarız. Kısaca sadece dünyayı değil, işin geleceğini de korumuş oluruz.
Şirketlerin “Çevre Dostu” İmzaları ve Gerçekler
Çok uzak değil, bundan 15-20 yıl öncesinde başlamıştı; bir dönem neredeyse her e-postanın altında şu ibare vardı: “Lütfen bu e-postayı yazdırmayın. Çevre dostu olun.” Gerçi hâlâ bazı firmalarda bu söylem var.
Oldukça şık ve duyarlı olan bu uyarı metni sadece e-posta imzasının altında kalır, gerçeklikle uyuşmazdı. Çünkü aynı şirketler çeyrek toplantılarında yüzlerce sayfa çıktı dağıtır; sunumlar basılı dosyalar hâlinde masalara bırakılır, sonrasında ise hepsi çöp olurdu. Yani söylem başka, davranış başkaydı.
Günümüzde değişen bir şeyler oldu mu peki? Sanmıyorum; şirketlerde özellikle sürdürülebilirlik konusunda sergiledikleri “talkım ve salkım” ikilemi devam etmekte. Hatta bunun için çok güzel bir kelime türetmişler, söylemesi havalı duruyor: “Greenwashing”.
Nedir bu Greenwashing?
Greenwashing; şirketlerin ürünlerini veya faaliyetlerini aslında olduğundan daha çevre dostu, sürdürülebilir veya ekolojik göstererek tüketicileri yanıltmasıdır. Aslında pazarlama stratejisi olarak çevreci görünmeye çalışmasıdır. Yani sürdürülebilirliği bir makyaj malzemesi olarak kullanmasıdır.
Neler gördü bu gözler:)
İşte tipik örnekler:
- Müşterilere 'adınıza fidan diktik' sertifikaları gönderiliyor; ancak bu sertifikalar, sırf prestijli görünsün diye kalın kuşe kağıtlara basılıp devasa karton kutular içinde, yanına onlarca sayfalık basılı katalog eklenerek kargolanıyor.
- “Kağıtsız ofis” kampanyası yapılıyor ama şirket yöneticisi bilgisayardan bakmak yerine yüzlerce sayfalık raporu çıktı alarak inceliyor.
- Ürün ambalajı geri dönüştürülebilir olarak lanse ediliyor ama ürünler plastik poşetlerle sevk ediliyor.
- “Topluma katkı sağlıyoruz” deniyor ama çalışanların fazla mesai ve iş güvenliği koşulları göz ardı ediliyor.
- “LED ışıklar kullandık” deniyor ama imalathanelerde eski, enerji tüketimi yüksek makineler çalıştırılıyor.
- Ürünlerin bir kısmı çevre sertifikalı gösteriliyor ancak üretim ve lojistik süreçleri bu sertifikayı desteklemiyor.
- Şirket “deniz temizliği” etkinliklerine sponsor oluyor ama faaliyetlerinin deniz kirliliğine etkisi göz ardı ediliyor.
- Çalışanlar toplu hâlde ağaç dikerken fotoğraflar paylaşılıyor ama günlük iş süreçlerinde enerji ve kaynak israfı devam ediyor.
Özetle, sürdürülebilirlik sadece bir “iyi görünme vitrini” olarak kullanılıyor…
Asıl mesele dürüstlük
Sürdürülebilirliği bir makyaj malzemesinden ziyade; çevresel, sosyal ve ekonomik açıdan gerçek değişimi ve bakış açısını sağlayan bir araç olarak gören şirketler uzun vadede kazançlı çıkacaktır.
Sürdürülebilirliği dürüstçe yaşayanlar ve yaşatanlar kazanacaktır.















