Toprak Bizim, Sofra Başkalarının: Tarımda İthalat Zihniyeti Nereye Gidiyor?
Türkiye, bereketli hilalin tam kalbinde yer alan, dört mevsimiyle tarıma en elverişli ülkelerden biri. Ama bugün pazarda kilosu 50 liraya satılan soğanın, ithal edildiğini gören bir halk, neyin yanlış gittiğini sormaya başlıyor.
Çiftçi tarlasını değil, borçlarını sürüyor. Mazot, gübre, ilaç fiyatları cep yakıyor; köylü ürününü satamadan tüccara, tüccar da market zincirlerine teslim oluyor. Bu süreçte devreye giren devlet ise ithalat silahına sarılıyor. Samanı, buğdayı, eti, mercimeği dışarıdan alıyoruz. Çünkü üreticiye destek vermek yerine, ithalatla fiyatları dengelemeye çalışıyoruz. Oysa ithalat, sadece günü kurtarır; çiftçiyi değil, ithalatçı şirketleri kalkındırır.
Tarım politikası olmayan bir ülkenin geleceği, ithal gıda kadar güvensizdir. GDO’lu ürünlerle dolan raflar, topraktan değil ticaretten beslenen sistemin simgesidir. Köyler boşalıyor, gençler tarımdan uzaklaşıyor, topraklarımız ise ya satılıyor ya da ekilmiyor.
Oysa çözüm çok uzak değil. Kooperatifçilik yeniden yapılandırılmalı. Yerli üreticiye gerçek destek verilmeli. Tarım, stratejik sektör ilan edilmeli. Sadece buğday değil, gelecek ithal edilmez.
Bugün gıdaya bağımlı olan bir millet, yarın özgürlüğünü sorgular hale gelir. Çünkü karnı tok olmayan bir halk, iradesini sağlıklı şekilde ortaya koyamaz.
Eğer bu topraklarda yeniden bereket görmek istiyorsak, önce ithalat zihniyetinden değil, üretim ilkesinden başlamalıyız.




















