|SELECT LANGUAGE YOU WANT TO READ/Turkey News Agency Internet Newspaper||OKUMAK İSTEDİĞİNİZ DİLİ SEÇİNİZ/Türkiye Haber Ajansı İnternet Gazetesi|

Şair İbrahim İlyaslı ile söyleşi
Oktay HACIMUSALI

Oktay HACIMUSALI

Şair İbrahim İlyaslı ile söyleşi

08 Nisan 2014 - 23:57

 Şair İbrahim İlyaslı ile söyleşi

“Bir gün irfan meclislerinin eşiğinde nakşibendi müritlerinin Seyid Mirhamza Nigari`den söyledikleri gazelleri dinledim, onların sema gösterilerini seyrettim, hemen bir sonrakı gün ulu ozanların destanları aklımı başımdan aldı”.

-Sayın İbrahim İlyaslı edebiyatla, şiirle yol arkadaşlığınız ne zamandan, nasıl başladı? Okuduklarınız, okumadıklarınız kimler, şiirinizi hangi kaynaklar besliyor? Bunu hem içerik hem de biçem açısından sormak isterim.

- Ben Azerbaycan`da, Kazak bölgesinde Aslanbeyli köyünde doğdum. Burası büyük nakşibendi evliyası Hacı Mahmud Efendi’nin doğduğu ve gömüldüğü, ulu ozanların yaşadığı bir mekandır. Kendimi bildim bileli her iki bakış açısının vahdetine talib oldum. Yani, bir gün irfan meclislerinin eşiğinde nakşibendi müritlerinin Seyyid Mirhamza Nigari`den söyledikleri gazelleri dinledim, onların sema gösterilerini seyrettim, hemen bir sonrakı gün ulu ozanların destanları aklımı başımdan aldı. Her iki bakış açısı benim hayatıma çok büyük etki yaptı, hayatımın nerdeyse anlamına dönüştü. Şiir yazmağa lise yıllarından başladım. Bunun neden ve nasıl gerçekleştiğini kendim bile anlayamıyorum. Edebiyata hiçbir zaman özel bir ilgim olmadı, matematiği, fiziği, astranomiyi seve seve öğrendim. Matematik öğretmeni olmak arzusuyla büyüdüm. Rahmetli ninem Gülistan Molla Mustafa kızı namaz kılan, mümin bir hanımdı, aynı zamanda daha medresede okurken klasik şiirlerimizin bazılarını öğrenmişti. Arap alfebesiyle yazılmış kitaplardan oluşan güzel bir kütüphanesi vardı. Muhammed Fuzuli’nin “Leyla ve Mecnun”unu henüz çocukken anneannemin okusunda dinledim. Anneannem aynı zamanda Kafkas İslam Ordusu’nun komutanlarından olan Enver Paşa’ya adanmış bir şiiri kendi kendine mırıldanırdı hep ve o zamandan bu şiir ezberimdedir:

Urus geldi aldı Van’ı ,
Erzurum`la, Trabzan`ı.
Haksız yere döktü kanı ,
Yaşa, milletimiz, yaşa,
Gelecektir Enver Paşa!
Dardaneli bağladallar .
Gemileri saklatallar .
Hingilisi ağlatallar ,
Yaşa milletimiz yaşa ,
Gelecektir Enver Paşa !
Enver Paşa bir top attı ,
Tüm gemiler suya battı.
German geldi haya yetti,
Yaşa milletimiz yaşa ,
Gelecektir Enver Paşa!

Bana öyle geliyor ki, bu söylenenler benim şiirlerimin hangi çeşmelerden su içtiğini açıkça gösteriyor. Bu çift kaynaklardan birisi İrfan, diğeri de Ozan çeşmesidir.

-Şu an insanlar üç guruba ayrılmış durumdalar. Bir gurup ‘şair doğulur`, bir gurup ‘şair olunur` derken bir gurup da ‘ikisi birden` diyor. Sizce hangisi, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
-Önce “şair doğmak” gerekir diye düşünüyorum. Elbette, düştüğün ortam, yaşadığın zaman da büyük etkendir. Ama tüm bunlar sonranın işidir. Şair doğmadan şair olmak mümkün değildir. Kimse bu istekte buluna, bunun için çaba harcayabilir, ama sonucta o, ya söz dizimini iyi bilen birisi, ya da şiirsel düşüncelerden oluşan fikirlerin yazarı olabilir. ŞAİRse asla ve asla!

-Şiir sizin için ne ifade ediyor? Bir sözü, bir duyguyu, bir düşünceyi şiirinize dahil ederken nelere dikkat ediyorsunuz?
-Şiir benim varlığımın özünü ifade etmektedir. Söz, duygu, düşünce kendisi giriverir şiire. Kendisi de aynı zamanda şiirle vahdet içindedir. Aristoteles’in “Şiirsellik” kitabından tutmuş, modern filoloji bilimine, çağdaş edebi eleştiriye kadar hiçbir ilim, hiçbir ilimadamı henüz şiirin tam tanımını verememiştir. Şiir böyle birşey işte. “Bilmeyenler bilmez bizi, Bilenlere selam olsun” (Yunus Emre).

-Şiir yazmanın emek gerektiren bir uğraş olduğu bilinir, öyledir de, bu emeğe değdiğini düşünüyor musunuz? Şiir yazmak neler katıyor hayatınıza?
-Şiir gönül bir olayı, bir aşk halidir. Bu uğraşı demek doğru değil bence, şiirin zahmetle hiçbir ilgisi yoktur. “Emek”, “zahmet” diye nitelendirdiklerimizin adı neyse başka şeydir. Yazdıklarının karşılığı olarak, sadece, şair kalplerde yerinin olmasını isteyebilir. Ben de bu istekten soyutlanmış değilim. Kimi zaman okurlarım benim bu isteğimi fazlasıyla karşılıyorlar. Bu tür karşılığı görünce sadece utanıyorum. Şimdiye kadar 3 şiir kitabım yayınlandı. Kitaplarımın yayını, sunumu ve satışıyla ilgili hiçbir sorunum olmadı.

-Şiir yazmak neler kattı şimdiye kadar hayatınıza?
- Çok şey. İman, şeref, dürüstlük, cesaret. Kısacası – şiir bana ömrün anlamını anlamak imkanı kazandırdı. Ben şiirden hiçbir zaman, hiçbir şey kazanmadım. Buna rağmen o, bana her yerde sevgi, saygı ve yücelik getirdi.

- Cortazar 21. yüzyıl şiirin yüzyılı olacak demişti. Şimdi 21. yüzyıldayız. Sizce şiir bu yüzyılın edebiyatı mı olacak?
-Şiir büyük konuları kısaca anlatmak sanatıdır hem de. Şu an hız dönemindeyiz. Daha yüzyılın başındayız ama. Şiir ile düzyazı bir birilerine savaş açmış durumdalar. Şiir harcayabileceği enerjinin çok az bir kısmını kullanıyor şu an, düzyazıysa elinde avcunda olanları sağa sola harcamaktadır. Yüzyılın ortalarında Nesrin enerjisi tükenmek üzeredir artık. XXI yüzyılın şiir yüzyılı olduğu o zaman kendini belli edecektir.

-Şiirlerinizde, her geçen gün hayatımızdan eksilen değerlere, yaşanamayan hayallere, söylenemeyen cümlelere göndermeler var. Modern zamanın hızında erittiğimiz hayata dair içlenişler. Sizin için şiir, yakınma mı, avuntu mu yoksa bir teselli midir?

- “Saki, getir dönem eyağın devre öyle sun kim,
Bu dönem eyağın dönemini dolaşım bilir ancak.” (Nesimi)

Hayatta ilerleme hareketi denilen bir hareket mevcut değil, zaten. Bizlerin ilerleme hareketi gibi anladığımız tüm hareketlerin hepsi periyodik hareketin sonucu olarak oluşmaktadır. Geriye kalan değerlerimizse karşıda durmuş bizi bekliyor. Ben aslında geride kalan değerlerin nostaljisini değil de, ulaşmak istediğimiz değerlerimizin özlemiyle yazıyorum. Biz o kutsal değerlere mutlaka kavuşacağız. Şikayet, teselli, mücadele şiirin anlamını çok az bir kısmını oluşturuyor. Şiir benim için Allah`a sevginin, onun yarattığı güzelliklere hayranlığın ta kendisidir.

-Günümüz Türkiye şiiri Azerbaycan`dan nasıl izleniyor? Kimleri tanıyor Azerbaycan okuru?
- Esefle söylemeliyim ki, bu alanda çalışmalar çok yavaş. Çağdaş Türkiye şiiri, çağdaş Türkiye romanı ve öyküsü kadar tanınmıyor Azerbaycan’da. Ben kendim de Türkiye Türkçesinden Azerbaycan Türkçesine kitaplar aktarıyorum. Bizdeki Yayın Evleri sadece roman ve öykülere ilgi duyuyorlar. Türkiyeli şairlerin kitaplarına Azerbaycan’da ender rastlanmakta. Çağdaş şairlerimiz arasında ilişkiler de çok zayıf. Türkiye’de yaşamış klasik şairler hariç, neredeyse, Türk şairlerini tanıyan yok gibi.
Bu arada, söylenen yönde belli çalışmalar yapmış, çabalar harcamış Dünya Genç Türk Yazarlar Birliği`nin, Avrasya Yazarlar Birliği`nin, şu anda Türkiye’de yaşayan üstad şairimiz Mehmet İsmail’in, ” Kardeş Kalemler ” dergisinin yaptıklarını söylemeden geçemeyeceğim. Ama bu çalışmaların hem Türkiye, hem de Azerbaycan taraftan daha geniş çapta yapılmalı olduğunu düşünüyorum.
Çağdaş Türkiye şiirinin Azerbaycan okuruna, çağdaş Azerbaycan şiirininse Türkiye okuruna iletilmesi adına durmadan çalışmak zorundayız.

Söyleşi: Oktay Hacımusalı

Son Yazılar