|SELECT LANGUAGE YOU WANT TO READ/Turkey News Agency Internet Newspaper||OKUMAK İSTEDİĞİNİZ DİLİ SEÇİNİZ/Türkiye Haber Ajansı İnternet Gazetesi|

Tarihi romanlar yazarı Celalettin`le söyleşi
Oktay HACIMUSALI

Oktay HACIMUSALI

Tarihi romanlar yazarı Celalettin`le söyleşi

09 Nisan 2014 - 00:30

Azerbaycanlı tarihi romanlar yazarı Celalettin: “Tarihini, geçmişini bilmeyenin geleceği de olamaz”

“Polisiye konulu 60 – a kadar ssenaryo yazdım”…

Tarihi romanlar yazarı Celalettin`le söyleşimiz

- Siz kimsiniz: tarihçi mi, polis mi, yoksa yazar mı?

- Ben Türk`üm. Oğuz ilinden, Tovuz yurdundan, Azeri Türk soyundan. Babam da Türk, annem de Türk. Türk oğlu Türk`üm ben. Her bir insanın tuttuğu mesleğine bakılmaksızın , kendi tarihini bilmesi önemlidir. Tarihini, geçmişini bilmeyenin geleceği de olamaz.

Ben sadece polis olarak görev yapmaktayım. Ben poliste çalıştığım sürede 18 yılın 10 yılını komiser yardımcısı, başkan yardımcısı olarak çalıştım. Polis onurlu , sorumlu bir meslektir . Poliste çalıştığım sürede hayatın her anını her türlü insanla karşılaştım, çok şeyler öğrendim. Yazarlıksa benim içimden gelen bir güçtür. O, benim uzun yıllardır, herkesten gizli sakladığımdır. Sonuçtaysa benim ilk iki tarihi romanım yayınlandı. Ve ben şimdiye kadar 60'a yakın roman, anlatı ve senaryo yazdım.

- Sizin üç romanınızı okudum. Üçü de tarihi romandır. Bugüne kadar hala basında sizin romanlar hakkında duyuyorum. Ayrıca, bildiğim kadarı ile ssenaryolarınız da var. Bu roman ve ssenaryolarınız hakkında okuyuculara bilgi vermenizi rica ediyorum.

- Öncelikle şunu belirteyim ki, her üç romanım da tarihi gerçekleri ortaya koyuyor. İlk romanımda Hocalı faciası`nın vahşetleri, ikinci romanımdaysa Ermeniler`in Azerbaycan'da çocuk evlerinde doğan bebeklere karşı işlediği terör ifade edildi. Üçüncü tarihi romandaysa Azerbaycan tarihinin gizemli bir mekanını buldum ve araştırdım. Bugüne kadar hiç kimsenin görmediği dağın içindeki sarayı tespit etmek öyle kolay olmadı. O kalenin asırlardır, kapısı kapalıydı. Orda bir ilahi varlık, gizemli birşeyler var ki, şimdiye kadar herkesin gözünden kaçmış. Ayrıca 20. yüzyılın en korkunç faciası olan Hocalı olayını tüm dünyaya ulaştırmak amacıyla " Siyah leke" ve "24 yılın ölüsü" romanlarımı yazdım . Her şeyden önce milletimizin üzerinden bu kara lekeyi götürmek ve olayı tarihin hafızasına kazımak gerekiyordu. Doğrudur, Hocalı faciasıyla ilgili sanatsal literatürde son yıllarda birkaç ilginç eserler yazılmaya başladı.Ama düşündüm ki, bu kitabı yazarak memleketimizin başına açılan vahim olaylardan azıcık da olsa bahs edebilirim. Son yıllarda yapılan bu alanda yapılan amaçlı ve geniş faaliyet sonucunda artık tüm dünyada bu korkunç soykırım hakkında objektif fikir ve dürüst pozisyon şekillenmeye başlamıştır. Bu pozisyon Azerbaycan devletinin, Sayın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in evrensel faaliyetleriyle daha da büyüyerek halkımızın haklı olduğu çalışmasının sağlanmasına hizmet eder. Hocalı faciasıyla ilgili Haydar Aliyev Vakfı, özellikle Fon Başkanı Yardımcısı Leyla Aliyeva'nın gördüğü büyük işlerse her yıl yaygınlaşmaktadır. Hiç de tesadüf değildir ki, "27 yıldan sonra” kitabı`nı Haydar Aliyev Vakfı Başkan Yardımcısı Leyla Aliyeva'nın girişimiyle düzenlenen "Hocalı'ya adalet" kompaniyasına adamağa karar verdim.

Ayrıca benim 60 - a yakın senaryo romanım var ki, bunlardansa ben sadece bir senaryoyu ortaya çıkartarak filmyapımıyla ilgili konuştum. Onu da söylemeliyim ki, sunduğum proje prodüserler tarafından çok beğenildi. İnşaallah yakın günlerde senaryo üzerinde dizi çekimlerine başlanılacak. Karabağ savaşından bahseden bu ssenaryoda Karabağ olayları, kahraman, Yiğit Vatan evlatları konu edilmektedir.

- Sizin yazdığınız romanların hepsi tarihi mövzudadır ?

- Hayır, ben günümüzde olanlardan, özellikle suçlulardan, bankaların çalışmalarından, Avrupa kültürüyle Türk kültürünün kıyaslanmasından yazıyorum. Bu senaryonun adı "Hayat üniversitesi"dir. Yazar için en önemli sorumluluk tarihi olguları iyi bilmektir. Tarihi olgu çerçevedir. Yazar olguları iyi benimsemelidir ki, bu çerçeve dahilinde ortaya güzel bir roman çıkarsın. Tarihi dalda hiçbir zaman herhangi bir olguyu uydurmak veya yazarın olguya istediği yönü vermesi kabul edilemez. Belki, herhangi bir olguyu yönetmen veya senaryo yazarı beğenmiyor olabilir, onu değiştirmek veya üstünden geçmek istiyor. Bu, asla doğru değil. Aslında çok önemli bir faktördür. Sen hangi yorumu yaparsan yap olgu mutlaka yerinde kalacaktır. Hoşuna gitti veya gelmediyse, bu olgudur, herşeyi gerektiği gibi kullanmalısın. Sorumluluk da işte budur. Azerbaycan sinemasının güzel filmleri olmuştur ve özellikle XX yüzyılın ortalarında ilginç filmler izleyicilere sunulmuştur. Sinema herzaman Azerbaycan devletinin korumasında olmuştur, devlet herzaman onun gelişmesine destek vermiştir. Bunun yanısıra, hatta Sovyet ideolojinin kol gezdiği dönemlerde bile Azerbaycan sineması kendi ulusal özelliklerini korumuş, onun SSCB gibi bir ittifakta kendi yeri, ağırlığı, yüzü olmuştur. Bu siyasi yapının değişmesiyle sinemada da belli sorunlar oluştu, uzun yıllar oturuşmuş system ansızın çöküverdi. Bu noktada sinematografik alanda da gelişmeler kaydedilemedi. İşte bu dönemde sinemanın kahramanları asıl sinemaya olan sevgilerini göstererek o zor noktada animasyon çektiler. O fedakar insanlar sayesinde bu zor yıllarda sinema örnekleri oluştu. Tabii ki, burada onların sanatsal seviyesi veya teknik göstergelerini tartışmak yanlış olur, önemli olan, onlar sinemanın yaşamasını sağlamalarıdır. Zor da olsa Azerbaycan sineması o yolu da geçti ve bugünlere kadar geldi. Artık her yıl devlet siparişiyle çeşitli konularda filmler yapılmakta, filmlerimiz uluslararası festivallerde gösterilmekte, genç ve yetenekli film yapımcıları nesli yetişmektedir. Tabii ki, tüm bunlar devletin sinemaya olan ilgi ve kaygısının sonucunda gerçekleşmektedir. Biliyorsunuz, sinemanın gelişimiyle ilgili Azerbaycan`ın devlet programı var, ülke başkanı milli filmlerin ve televizyon dizilerinin yapımı için belli bir kaynak ayırdı. Yani süreç ilerliyor ve sistemli faaliyet sonucunda muhtemelen, Azerbaycan sineması kendisinin güzel dönemini tekrar yaşayacak. Ben de uzun yıllar senaryo yaratıcılığı ile uğraşmama rağmen, işte devletimizin bu desteğinden sonra senaryolarımı günyüzüne çıkarmağa karar verdim.

- Sizin yaratıcılığınızdan Türkiye sevgisi bir altın çizgi olarak geçmektedir. Nedir bu Türkiye sevgisinin sırrı? Yazdığınız senaryolarda da Türkiyeyle ilgili birşeyler var mı?

- Biz Türk'üz. Bu yolda çok zorluklar yaşadık. Ama halkımız tarih ve adetlerimizi, gelenek ve göreneklerini bugüne kadar yaşattı. Biz atalarımızın ruhuna uygun, onların yolu ile gitmekteyiz. Bizim atalarımız, dedelerimiz çok cesur, özgürlüğü seven insanlar oldu. Onlar yüzyıllar boyunca Türk ruhunu koruyarak tarihi adetleri bugüne kadar yaşatmışlar. Biz atalarımızın dediklerine amel etmeliyiz. Ben daha çocukluk yıllarından evimizde duyduğum bu tür sohbetlerle büyüdüm. Dayım yazar Prof Samir Tağızade hep Türklük, Türkiye üzerine konuşurdu. Bilgi vermek için söylemeliyim ki, yazar, gazeteci ve akademisyen Samir Kazımoğlu (Tağızade) , 1950 yılında Tovuz bölgesinin Bayramlı köyünde doğdu. 1978 yılında Bakü Devlet Üniversitesi`nden mezun  oldu. 1978-1979 yılları araında "Yıldız" dergisinde çalıştı. Samir Kazımoğlu "Ağrı", "Vefa günü", "Keşif", "Dizim", "Esrik", "Takip" ve s . gibi tanınmış roman ve hikaye kitaplarını yazdı. Ankara Üniversitesi'nin davetlisi olarak Türkiye'ye giden Prof.Dr. Samir Kazımoğlu Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde Çağdaş Türk Lehçeleri öğretmeni olarak çalıştı. Onun Türk lehçelerinde, Rus,İngiliz, Alman dillerinde yayımlanmış bilimsel çalışmaları Avusturya'nın Franz Yozev adına Grast Üniversitesi, Türk-Azerbaycan Dostluk Derneği, Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti Yazarlar Birliği'nce ödüllendirildi. Samir Kazımoğlu`yu 3 Eylül 1999 yılında elim bir trafik kazasında kaybettik. O, henüz komünist zamanında bile her zaman her yerde Türk hakkında, büyük Türkiye hakkında konuşurdu. Allah tüm bu yolda ölenlere rahmet etsin! İşte, benim de sevgim onun konuşmalarından esinlendi ve bugünlere kadar geldi.

Söyleşi: Oktay Hacımusalı

Son Yazılar