|SELECT LANGUAGE YOU WANT TO READ/Turkey News Agency Internet Newspaper||OKUMAK İSTEDİĞİNİZ DİLİ SEÇİNİZ/Türkiye Haber Ajansı İnternet Gazetesi|

VİRÜS
  • Reklam
Cansen ERDOĞAN

Cansen ERDOĞAN

- HAYATIN C ŞIKKI
  • Instagram

VİRÜS

09 Mart 2020 - 02:59

VİRÜS

Direndim direndim, yazmayayım dedim. Buna bir paye de ben vermemeliydim. Lakin ne mümkün, kaderimiz artık onun elinde, yoksa dünyanın sonu mu geliyor ne…

Durun durun paniğe mahal yok, gündemin nabzını tutan yazarınız, gerçeklerin üstüne yılmadan giden avukatınızın da birkaç kelamı olacak elbette. Hayatın içindeki onca virüs içinde Corana, senin havan kime, bir söyle hele :)

Valla ben şaşırmadım, bekliyordum bile. Yahu bu nesil darbe görmüş, üzerine çığlar düşmüş, depremlerde ölmüş. Doları yedi lira, altını rekor fiyatta, eti, bonfileyi hatta kiviyi ancak rüyada görmüş. Bir virüs kalmıştı görmediği o da oldu neyse ki. Uzaylıların da eli kulağındadır bence Şu tantana bir bitsin inşallah, onu da yaşayacağız gibi valla.

Neyse konuyu dağıtmayın :) Gelelim dünyaca ünlü virüse;

Meksika birası ile aynı adı paylaşan, boyu küçük ama performansı hayli büyük olan bu virüs, önce bir bölgede, şehirde, ülkede derken Allah Allah nidalarıyla ilerleyip denizleri, kıtaları aştı. Aynı semttekilere, aynı gemidekilere derken tüm dünyaya bulaştı.

Ya bu Çinlilerden bir gün bir şey gelecekti bakın diyeyim size. Adamlar tüm dünyaya yayıldılar usul usul. Nereye tatile gitsek bakıyorum hep Çinliler. Yurtiçi, yurtdışı fark etmiyor, ellerinde fotoğraf makineleri, önlerinde şemsiyeli tur liderleri ile her yerdeler. Deniz kenarında bunlar, dağ tepe bayır, gene karşımdalar. Babam hep der, “Çok gezen tavuk, pislik getirir” diye, haklıymış meğer. Hayır, bir de yedikleri, içtikleri de normal değil ki; Yarasa çorbası nedir yaaa, ye işte mis gibi sebze çorbası.

Tamam, çiğ pirinci, çiğ balığı kaktırdınız dünyaya, kabul gördü Çin mutfağı bu arada ama bu kadarı da fazla. Çekirge, hamamböceği falan nedir, tavuk yiyin kardeşim, balık yiyin, kaz yiyin bari. Sonra niye bu virüs Çin’den çıktı, tabi oradan çıkacak, tabiat da intikamını elbet alacak.

Durumu netleştirmek ve sayısal verilerden yola çıkmak gerekirse virüsü kapıp da 0-9 yaş arası ölüm oranı sıfır yani ölen yok. 10-19 yaş aralığında % 0,2, 20-29 yaş aralığında % 0,2, 30-39 yaş aralığında % 0,2, 40-49 yaş aralığında da % 0,4. Sıkıntı 60 yaş üstü olanlarda. Vakalarda görülen ölüm oranları da bu yaş grubu olanlarda fazla. Sebebi de yaş sebebiyle bağışıklık oranlarının nispeten düşük olmaları ve vücutta var olan ya da olması mümkün olan tansiyon, diyabet, kalp damar, solunum yolu ya da kanser gibi hastalıklar. Geçtiğimiz senelerde sars, kuş gribi, domuz gribinden ölen insan sayısı yaklaşık yarım milyonmuş. Üstelik bunlar bebek, çocuk, genç, yaşlı ayırmıyor. Corona, daha bir insaflı aslında, en azından küçüklere dokunmuyor.

Bizim ülkede durum tam bir muamma. Vakalar var deniyor, gece-gündüz paylaşımlar yapılıyor lakin henüz bir gören yok. Her şey tam bir duyum, kulaktan kulağa şeklinde yayılıyor. Şükür ki henüz ölen yok olsa hemen duyardık. Yurtdışından gelen bazı yabancılarda bu vakanın görüldüğü söyleniyor, karantinaya alınıyor. Yalnız nasıl bir memleket isek virüs bile yayılmaya cesaret edemiyor. Bunların dertleri kendilerine yeter diyor bence, bir de ben bulaşmayayım diyor.

İşin vücut sağlığı kısmı bir yana bir de virüs gibi sızan insanlar var hayatımızda. Peki, onlar ne olacak acaba?

Hayatınıza ne zaman, nerede ve nasıl girdiğini anlayamadan giren, enerjinizi emen, vaktinizi tüketen, moralinizi virüs gibi çökerten kişileri bir düşünün. Bazen bir merhabayla, arkadaş grubunda, iş ortamında tanıştığınız, bazen eş-dost-akrabanız olan bu zatlar, gözleyerek, izleyerek bazen susup dinleyerek bazen de dedikoduyla beslenip çekip çekiştirerek çıkarlar ortaya. Bir nevi üst solunum yolu enfeksiyonudur kendileri aslında. O dönem içiniz sıkkın, modunuz düşükse yani bağışıklığınız düşük ise yerleşirler kalbinize, kemirirler zihninizi. Şiddetli baş ağrısı, mide bulantısına sebep olurlar. Yatıp uyuyarak, aşı vurularak da kurtulmak pek mümkün değildir onlardan. Kana karışmış, zehirleri yayılmıştır. Dost kisvesi altındadırlar, bazen eş, sevgili. Kendinden yapışkanlı bu modeller siz nokta koydukça gelip onu virgüle çevirirler. Uçuk gibidirler biraz da hatta ‘Sen de herpes gibisin’ nakaratıyla…

Konunun özü ‘bağışıklık’ sevgili okuyucu. Bağışıklığın güçlüyse virüs gelir ama hasta etmez. Bakınır biraz takılır, baktı güçlüsün, ekmek yok bana burada der, gider. Yine bağışıklığın güçlüyse stres dozun kararında, keyfin yerindeyse, gecelerin uykusuz, tadın tuzsuz, modun umutsuz değilse o virütik insanlar, içini kemirip, kalbini yoranlar hayatına sızamazlar. Normalde muhatap olmayacakların gelip de başköşeye oturamazlar.

İnsanlar türlü türlü malum. Vazgeçilmez olan vardır, uyuşturucu gibi bağımlılık yaratır.
Yüzyıl görmesen hatırlamadığın, hiç umursamadığın da. Çılgın olanla yaşarsın hayatın tüm renklerini. Kızmazsın, şaşırmazsın, delidir ne yapsa yeridir. Ve sevincini sesinden, kederini satırlarından sezenler, konuşmadan duyan, bilmeden anlayanlar, işte onlar en değerlidir.

Özetle herkes aynı değildir;  
Kimileri şifadır insanlara, kimileri zehir! …

CANSEN ERDOĞAN 
www.cansenerdogan.com 
twitter: @cansenerdogan 
instagram: @cansenerdogan    

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar